önsöz

" ... siirle düşünmek! yalnızca buna inanırım. Şiirle düşünmenin karşıtı felsefe yapmaktır. Felsefe ise şiirin temeli olan imgeyi dışlar. Gene felsefe duygusallığa da karşıdır. Şu da var: uzun şiirlerimde hiçbir sorunsalı yanıtlamaya kalkışmam. Sorular sormaya, bu soruları çoğaltmaya (ama yanıtsız bırakmaya) çalışırım hep. nedeni, yazdıkça bilmediklerime, tanımadıklarıma, daha önce duyup düşünmediklerime rastlarım da ondan" EDİP CANSEVER

27 Mart 2008

Havada bir şey var...

Birşey var...
Söylenemeyen, anlatılamayan, saklanan... 
Belki sıradan, belki şaşırtan, 
belki koca bir yalan. 
Bir şey var yolculuklara zorlayan... 
Bir mektup, bir alo, bir kısık sese muhtaç kılan... 
Bu havada birşey var, 
eskisinden farklı olan.
Bir şey... 
Ele avuca sığmayan, 
boğazına yumruk tıkayan... 
Gitme demeyen, kalma demeyen, susturan. Bir şey var havada seni asılı tutan... Kalbini bir uçurtmanın ucuna bağlayan, aklını küçük lodoslara salan, 'Bu benim' dedirten, bu 'ben değilim' dedirten, şimdi şurada alnının tam ortasında yanan yanan yanan, sönmeyen... bir şey var...

Alamadığın, satamadığın, kaçıp kurtulamadığın, durup soluklanamadığın, bir şey... Sızlatan, acıtan, kanırtan bir kanama... Güldüren, sevindiren, sindiren bir kavuşma... Ama bir şey... Birşeyden herşeye açılan... herşeyden bir şeye varılamayan, bırakan, yollayan ... Bir şey var havada açıklanamayan...

Ölümden öte yol yok... nedir öyleyse seni durduran?... Bir tohum bir filize nasıl dönüşürse, nasıl çiçek verirse yediveren ... öyle açmaya meyil verdiğin, ama öyle açmayı bir türlü beceremediğin ...bir şey var havada kestiremediğin.

Bir şey ... tarifi zor, anlaşılacağı şüpheli... Bir dipsiz kuyu ki inemediğin, bir uzak ülke ki gidemediğin, kaybolduğun, kaybettiğin, yeniden keşfettiğin... Susuzluğun, doymuşluğun, karda ayak izin, kumdan kulelerin... Çocukluğun, erginliğin, yetişkinliğin... Bir şey var havada yetişemediğin...

Yoksa; bütün bu açaklanamayan şeyleri üzerine yıktığımız dünyanın, bize 'artık yeter' deme şekli mi ? Küresel ısınma böyle bir şey mi? Bu solan yüzlerin, eksik gülüşlerin, gitmelere zorlayan, gelmelerden alıkoyan izahı zor bakışların, kendini yakıp kül etme cinneti mi? Küresel ısınma dedikleri şey bir intihar girişimi mi? Dünya daha ne kadar taşıyabilir bu suskun yüzleri?

Madem aklın koca bir mağara... bu mağaradan seslenen bir kere de sen olsana... Bakalım cevap verir mi bu ‘birşey’ sana... Ne biçimdir bu ‘bir şey’ neye benzer, anlatsana... Bu kadar ısınırken dünya, niye kalbin hala buzul çağında?

Hiç yorum yok:

27 Mart 2008

Havada bir şey var...

Birşey var...
Söylenemeyen, anlatılamayan, saklanan... 
Belki sıradan, belki şaşırtan, 
belki koca bir yalan. 
Bir şey var yolculuklara zorlayan... 
Bir mektup, bir alo, bir kısık sese muhtaç kılan... 
Bu havada birşey var, 
eskisinden farklı olan.
Bir şey... 
Ele avuca sığmayan, 
boğazına yumruk tıkayan... 
Gitme demeyen, kalma demeyen, susturan. Bir şey var havada seni asılı tutan... Kalbini bir uçurtmanın ucuna bağlayan, aklını küçük lodoslara salan, 'Bu benim' dedirten, bu 'ben değilim' dedirten, şimdi şurada alnının tam ortasında yanan yanan yanan, sönmeyen... bir şey var...

Alamadığın, satamadığın, kaçıp kurtulamadığın, durup soluklanamadığın, bir şey... Sızlatan, acıtan, kanırtan bir kanama... Güldüren, sevindiren, sindiren bir kavuşma... Ama bir şey... Birşeyden herşeye açılan... herşeyden bir şeye varılamayan, bırakan, yollayan ... Bir şey var havada açıklanamayan...

Ölümden öte yol yok... nedir öyleyse seni durduran?... Bir tohum bir filize nasıl dönüşürse, nasıl çiçek verirse yediveren ... öyle açmaya meyil verdiğin, ama öyle açmayı bir türlü beceremediğin ...bir şey var havada kestiremediğin.

Bir şey ... tarifi zor, anlaşılacağı şüpheli... Bir dipsiz kuyu ki inemediğin, bir uzak ülke ki gidemediğin, kaybolduğun, kaybettiğin, yeniden keşfettiğin... Susuzluğun, doymuşluğun, karda ayak izin, kumdan kulelerin... Çocukluğun, erginliğin, yetişkinliğin... Bir şey var havada yetişemediğin...

Yoksa; bütün bu açaklanamayan şeyleri üzerine yıktığımız dünyanın, bize 'artık yeter' deme şekli mi ? Küresel ısınma böyle bir şey mi? Bu solan yüzlerin, eksik gülüşlerin, gitmelere zorlayan, gelmelerden alıkoyan izahı zor bakışların, kendini yakıp kül etme cinneti mi? Küresel ısınma dedikleri şey bir intihar girişimi mi? Dünya daha ne kadar taşıyabilir bu suskun yüzleri?

Madem aklın koca bir mağara... bu mağaradan seslenen bir kere de sen olsana... Bakalım cevap verir mi bu ‘birşey’ sana... Ne biçimdir bu ‘bir şey’ neye benzer, anlatsana... Bu kadar ısınırken dünya, niye kalbin hala buzul çağında?

Hiç yorum yok: