önsöz

" ... siirle düşünmek! yalnızca buna inanırım. Şiirle düşünmenin karşıtı felsefe yapmaktır. Felsefe ise şiirin temeli olan imgeyi dışlar. Gene felsefe duygusallığa da karşıdır. Şu da var: uzun şiirlerimde hiçbir sorunsalı yanıtlamaya kalkışmam. Sorular sormaya, bu soruları çoğaltmaya (ama yanıtsız bırakmaya) çalışırım hep. nedeni, yazdıkça bilmediklerime, tanımadıklarıma, daha önce duyup düşünmediklerime rastlarım da ondan" EDİP CANSEVER

4 Nisan 2012

ok'lu yay'lı hikaye...



Gece yarılanmış, baş ağırlaşmış...
tazyikli gözyaşlarıyla sulanıyor aklım.

Sana büyük caddelerin birinden yazıyorum.
Kimbilir uyuyorsun…
yada ben bir rüyada dolaşıyorum…
Susuz ve buzlu aklım
bardaktan boşanırcasına
saçılıyor kaldırımlara…
Kaynağından fışkıran bir nehirdi eskiden gözyaşlarım,
mahalle çeşmesinde sebil olmuş artık baksana…


Sana büyük caddelerden birinde susuyorum.
Ne anlatacağını bilemez ya hani bir ok,
varıncaya kadar hedefine.
Işte öyle…
Hiç bir nedeni de yoktur bir yay’ı germenin…
Olsun yine de…
Yani gerilen yay’a
neden gerildin diye sorulur mu?
Ok memnun mudur bu duruma, sorulur mu?
Sana büyük caddelerden birinde oklu yaylı
sevdalanıyorum...


Yetenek gerektirmeyen tek şeydir aşk,
ve ne acıdır ki çoğunlukla
seni seveni ıskalarsın
seni sevmeyeni özleyerek…
Oysa sevmek…
Bir okun hedefe saplanması gibi
basit bir şeydir de…
Bütün mesele yayın ok’a ok’un hedefe kilitlenme sürecinde..
Bu oklu yaylı kelimelerin karmaşası
canımızın yanlışlığı mı,
canımızın yanmışlığı mı bilinmez?
Herkes herşeyi biliyor sorsan,
Ve niyeyse fütursuz bir kaçma telaşı,
iş ciddiye binince.


Sana büyük caddelerden birinde soruyorum…
Şu savunma mekanizması denen şey,
ne kadar da araştırmacı değil mi?
Hep kendinden başkasını suçlu buluyor.
Bence’nin sence’nin uzandığı konu vasat.
Birilerinin gönlü olsun diye konuşuyor herkes…
ve sırf bu yüzden herkes herkese tuzak.
Bir zaman sonra hiç bir şeye şaşırmıyor akıl,
karanlıkta birşeyler aranıp duruyor el yordamıyla,
bulduğu da iki göz iki kaş.
Elbet yetinmeyi bilir akıl,
ama ya aşk?


Sana büyük caddelerin birinden ağlıyorum…


Bilmelisin ki bizzati yakınlaşmalarımız,
başı dönen kelimelerimizin
hedef tutturma kaygısıyla değil,
bir okun tamamen iç güdüsel hareketiyle gerçekleşmiştir.
Her ne yaşandıysa yaşansın,
yay gerildiğine değmiştir.






sibelbengu@yahoo.com


http://www.acikgazete.com/yazarlar/sibel-bengu/2012/03/11/ok-lu-yay-li-hikaye.htm?aid=45906

Hiç yorum yok:

4 Nisan 2012

ok'lu yay'lı hikaye...



Gece yarılanmış, baş ağırlaşmış...
tazyikli gözyaşlarıyla sulanıyor aklım.

Sana büyük caddelerin birinden yazıyorum.
Kimbilir uyuyorsun…
yada ben bir rüyada dolaşıyorum…
Susuz ve buzlu aklım
bardaktan boşanırcasına
saçılıyor kaldırımlara…
Kaynağından fışkıran bir nehirdi eskiden gözyaşlarım,
mahalle çeşmesinde sebil olmuş artık baksana…


Sana büyük caddelerden birinde susuyorum.
Ne anlatacağını bilemez ya hani bir ok,
varıncaya kadar hedefine.
Işte öyle…
Hiç bir nedeni de yoktur bir yay’ı germenin…
Olsun yine de…
Yani gerilen yay’a
neden gerildin diye sorulur mu?
Ok memnun mudur bu duruma, sorulur mu?
Sana büyük caddelerden birinde oklu yaylı
sevdalanıyorum...


Yetenek gerektirmeyen tek şeydir aşk,
ve ne acıdır ki çoğunlukla
seni seveni ıskalarsın
seni sevmeyeni özleyerek…
Oysa sevmek…
Bir okun hedefe saplanması gibi
basit bir şeydir de…
Bütün mesele yayın ok’a ok’un hedefe kilitlenme sürecinde..
Bu oklu yaylı kelimelerin karmaşası
canımızın yanlışlığı mı,
canımızın yanmışlığı mı bilinmez?
Herkes herşeyi biliyor sorsan,
Ve niyeyse fütursuz bir kaçma telaşı,
iş ciddiye binince.


Sana büyük caddelerden birinde soruyorum…
Şu savunma mekanizması denen şey,
ne kadar da araştırmacı değil mi?
Hep kendinden başkasını suçlu buluyor.
Bence’nin sence’nin uzandığı konu vasat.
Birilerinin gönlü olsun diye konuşuyor herkes…
ve sırf bu yüzden herkes herkese tuzak.
Bir zaman sonra hiç bir şeye şaşırmıyor akıl,
karanlıkta birşeyler aranıp duruyor el yordamıyla,
bulduğu da iki göz iki kaş.
Elbet yetinmeyi bilir akıl,
ama ya aşk?


Sana büyük caddelerin birinden ağlıyorum…


Bilmelisin ki bizzati yakınlaşmalarımız,
başı dönen kelimelerimizin
hedef tutturma kaygısıyla değil,
bir okun tamamen iç güdüsel hareketiyle gerçekleşmiştir.
Her ne yaşandıysa yaşansın,
yay gerildiğine değmiştir.






sibelbengu@yahoo.com


http://www.acikgazete.com/yazarlar/sibel-bengu/2012/03/11/ok-lu-yay-li-hikaye.htm?aid=45906

Hiç yorum yok: