önsöz

" ... siirle düşünmek! yalnızca buna inanırım. Şiirle düşünmenin karşıtı felsefe yapmaktır. Felsefe ise şiirin temeli olan imgeyi dışlar. Gene felsefe duygusallığa da karşıdır. Şu da var: uzun şiirlerimde hiçbir sorunsalı yanıtlamaya kalkışmam. Sorular sormaya, bu soruları çoğaltmaya (ama yanıtsız bırakmaya) çalışırım hep. nedeni, yazdıkça bilmediklerime, tanımadıklarıma, daha önce duyup düşünmediklerime rastlarım da ondan" EDİP CANSEVER

21 Temmuz 2008

Yaz bana...


Yaz bana... Karşından geçen vapuru, başından geçen martıyı, sağına soluna dokunan insanları yaz... sokağının kokusunu... evinin kapısını... iskambiller gibi yıkılmayan duyguların kaynağını... Kaç güneş uzaktasın bana? Orası neresi?

Herşeyin bir tesadüf olmadığını yaz... Her giden gelecek olana hazırlar en heybetli kelimelerini,bazen en süslüsünü bazen de en yitiğini.. Ödülün kime, ölümün kime onu yaz... Kimleri sevdin kimden sonra yaz... Hangi şarkıdasın onu yaz... Orası neresi?

Yosunlu bir kıvamı var gözlerinin, denizden şimdi çıkmış gibisin.. Ne kadar dibe vurdun onu yaz... Kaç tanker geçti üstünden, hangisine yenildin hangisine yol verdin onu yaz... Kokusunu yaz bana derinlerin, küf kokmayan mavisini yaz... Buruş buruş parmaklarınla yaz bana, kirpiklerinle tuzlu tuzlu yaz... Hangi balıksın onu yaz... Orası neresi?

Yaşadın mı onu yaz bana, oyalandın mı onu yaz. Güneşin gözünden çektiği suyu yaz, için için ağlamalarını yaz, hangi kaybedişlere yüz verdiğini, hangilerine sırt çevirdiğini... Sonbaharları yaz bana, hüzün kokan yağmurları.. Kuru sarı kelimelerin yalnızlığını, buğday tarlalarını... Diline çakılan kelimeleri yaz .. Sırtında bir hançer nasıl susabildiğini, tenhalığı o vakit nasıl sezebildiğini, bir tek sevme gücünün seni nasıl yaşatabildiğini... yaz bana... Senden birşey kaldı mı onu yaz... Orası neresi?..

Yaz bana... Ağaçların gölgesini yaz, dalların yeşilini ... Kaç kalp oydun tenhasına, ağaç ne kadar acıdı onu yaz... Kaç yıldır uykusuzsun yaz... Kaç yıldır susuzsun yaz... Sen olmasan’ı yaz, ben olmasam’ı yaz, bir nefes al çok susadım’ı yaz... Şurda bir gün dağılmadan, kaybolmadan, birikmeden, unutmadan, durmadan durmadan yaz. Kahverengi yeşillenmeleri, ela bakışmaları, temiz başlangıçları, kulak çınlamalarını, şarkıların kimi hatırlattığını, en çok kimi aradığını... yaz... Bir haziran sabahı, gözkapaklarını yakan tuzu, üç beş aşklaşmada bulamadığın huzuru yaz... Neresi orası?

De ki; kalın kabuklarımı sıyırdım etimden, ona dokun diye sen... görmeyeyim diye yokluğunu, unutmaya çalıştım kokunu... onu yaz... kulaklarım yandı’yı yaz... gözlerim seyirdi’yi yaz, rüyalarım rahat bırakmıyor’u yaz... yaz... Çocuksu masallar öfkeye dönüşmeden, rüyalarda bir atın yelesine gizlenmeden, gözlerindeki har eksilmeden... yaz ...

'Avuçlarımı sıcak tuttum senin için’i yaz...

21 Temmuz 2008

Yaz bana...


Yaz bana... Karşından geçen vapuru, başından geçen martıyı, sağına soluna dokunan insanları yaz... sokağının kokusunu... evinin kapısını... iskambiller gibi yıkılmayan duyguların kaynağını... Kaç güneş uzaktasın bana? Orası neresi?

Herşeyin bir tesadüf olmadığını yaz... Her giden gelecek olana hazırlar en heybetli kelimelerini,bazen en süslüsünü bazen de en yitiğini.. Ödülün kime, ölümün kime onu yaz... Kimleri sevdin kimden sonra yaz... Hangi şarkıdasın onu yaz... Orası neresi?

Yosunlu bir kıvamı var gözlerinin, denizden şimdi çıkmış gibisin.. Ne kadar dibe vurdun onu yaz... Kaç tanker geçti üstünden, hangisine yenildin hangisine yol verdin onu yaz... Kokusunu yaz bana derinlerin, küf kokmayan mavisini yaz... Buruş buruş parmaklarınla yaz bana, kirpiklerinle tuzlu tuzlu yaz... Hangi balıksın onu yaz... Orası neresi?

Yaşadın mı onu yaz bana, oyalandın mı onu yaz. Güneşin gözünden çektiği suyu yaz, için için ağlamalarını yaz, hangi kaybedişlere yüz verdiğini, hangilerine sırt çevirdiğini... Sonbaharları yaz bana, hüzün kokan yağmurları.. Kuru sarı kelimelerin yalnızlığını, buğday tarlalarını... Diline çakılan kelimeleri yaz .. Sırtında bir hançer nasıl susabildiğini, tenhalığı o vakit nasıl sezebildiğini, bir tek sevme gücünün seni nasıl yaşatabildiğini... yaz bana... Senden birşey kaldı mı onu yaz... Orası neresi?..

Yaz bana... Ağaçların gölgesini yaz, dalların yeşilini ... Kaç kalp oydun tenhasına, ağaç ne kadar acıdı onu yaz... Kaç yıldır uykusuzsun yaz... Kaç yıldır susuzsun yaz... Sen olmasan’ı yaz, ben olmasam’ı yaz, bir nefes al çok susadım’ı yaz... Şurda bir gün dağılmadan, kaybolmadan, birikmeden, unutmadan, durmadan durmadan yaz. Kahverengi yeşillenmeleri, ela bakışmaları, temiz başlangıçları, kulak çınlamalarını, şarkıların kimi hatırlattığını, en çok kimi aradığını... yaz... Bir haziran sabahı, gözkapaklarını yakan tuzu, üç beş aşklaşmada bulamadığın huzuru yaz... Neresi orası?

De ki; kalın kabuklarımı sıyırdım etimden, ona dokun diye sen... görmeyeyim diye yokluğunu, unutmaya çalıştım kokunu... onu yaz... kulaklarım yandı’yı yaz... gözlerim seyirdi’yi yaz, rüyalarım rahat bırakmıyor’u yaz... yaz... Çocuksu masallar öfkeye dönüşmeden, rüyalarda bir atın yelesine gizlenmeden, gözlerindeki har eksilmeden... yaz ...

'Avuçlarımı sıcak tuttum senin için’i yaz...