önsöz

" ... siirle düşünmek! yalnızca buna inanırım. Şiirle düşünmenin karşıtı felsefe yapmaktır. Felsefe ise şiirin temeli olan imgeyi dışlar. Gene felsefe duygusallığa da karşıdır. Şu da var: uzun şiirlerimde hiçbir sorunsalı yanıtlamaya kalkışmam. Sorular sormaya, bu soruları çoğaltmaya (ama yanıtsız bırakmaya) çalışırım hep. nedeni, yazdıkça bilmediklerime, tanımadıklarıma, daha önce duyup düşünmediklerime rastlarım da ondan" EDİP CANSEVER

18 Haziran 2009

Soylu bir deliliktir 21. yüzyılda gerçek sevgi





























Sevdiniz...
ama bir ihtimal
anlamadınız...
Sevginin kolları vardı, gözleri vardı, ağzı vardı...
Kalbi kulaklarında dinlerdi,
kalbi ellerinde dokunurdu,
kalbi gözlerinde okunurdu...
Sevgi konuşurdu.

Sevdiniz... bir ihtimal...
Gürül gürül bir nehirden karışarak denizlere,
dibinde yosun ve çamur tortusu,
dehasından arta kalanlarıyla aşkın...
Öyle ya... aşkla başlardı herşey
ve sevgiyle sürerdi ancak...
Ve deli akmadan anlaşılmazdı değeri
durgun denizlerin...
Sevginin gücüyle varılan o son durak...
Yoksa çok kolaydı doğrusu kendini kandırmak,
şöyle haktan hukuktan bir kılıf giydirmek dost sohbetlerinde,


'ben sevdim mi adam gibi severim' telkinini savurmak.



Sevdiniz biliyorum...
Ve biliyorum görüyorsunuz...
Işığa yapışan pervaneleri de,
soyunan istakozları da,
gün batımını da...
ve doğumunu dağların arkasından...
Ve sardunyaların her bahar
rengarenk açmasını,
ateşböceklerini de geceleri,
mimozaları, ıhlamur ağaçlarını...
Herşeyi gören siz...
Herşeyi duyan siz...
Bu kadar farkında iseniz...
Sözler soyunsaydınız,



sözler giyinseydiniz,


sevgiyi tutabilseydiniz.
Sevdiniz...
ama bir ihtimal
anlamadınız.
Tarihler attınız ama
hiç birini yüreğinize kazımadınız.
Sevdiniz biliyorum
bir ihtimal...
Ve o ihtimal uğruna ne hayatlar harcadınız.

Soylu bir deliliktir 21inci yüzyılda sevmek...
Paha biçilmez bir kaftandır bu sırtınıza geçirdiğiniz..
Herkes bir kere ölmeliydi doğmak için
ve öldünüz biliyorum...
Ve tüm çıplaklığınızla doğmak için yeniden...
Üstelik dirilen sadece siz de değildiniz...
Sizinle beraber ağaçlar da dirildi,
Nergisler... Martılar... Güneş... Ay...

21inci yüzyılın bereketiydi bu,
herşeyi gören gözleriniz...
Gördünüz...
hayat bir çılgınlıktı,
bir kendini arayış...
tek bir varış için bunca yarış...
bayrağı çeken yine kalbinizdi,
sevdiğiniz kadar sevilmek isterdiniz...
ve ne yazık ki ölçmesi mümkünsüz...
ama umudun suyuydu... kök verirdiniz...
Filizlenirdiniz...
Dallarınızda kuşlar şarkı söylerdi...
Soylu bir delilik 21inci yüzyılda gerçek sevgi...
Otla böcekle sarmaş dolaş olacak kadar samimi,
birine sadık kalacak kadar hür
ve söz verecek kadar cesur...

Sevdiniz bir ihtimal
ama anlamadınız...
Üzüldünüz herşeye...
Haberlere, filmlere,
sağda solda olup bitenlere,
ama en çok kendinize...
En çok kendinizi üzdünüz...
Mutsuzluk sindi ürpertinize,
soldu bakışlarınız.
Ne kadar da yorulmuştunuz...
Aslında siz hep yorgundunuz,
sesiniz yorgundu,
sarılışlarınız,
özlemleriniz ...
siz hep sevilmek istediniz
asıl yorgunluğunuz buydu.
Ölümden sonra hayat var mıydı?
merak ettiniz hep...
peki yaşarken ne yaptınız?
Sevdiniz kimbilir...
severken ne yaptınız?
herhangi bir kadın, herhangi bir erkek yaptınız aşkı...
Aşk zannettiniz karşılıksız aşklaşmaları...
Ve yorulan artık sadece siz de değildiniz üstelik.
Herkesi ve herşeyi de yordunuz kendiniz gibi.
Sevdiniz...
ama
bir ihtimal
anlamadınız.
Sevgiyi her daim kral sanan bir aslan,
sevgiyi her daim sürüngen sanan bir yılan yaptınız...

21inci yüzyılın en büyük felaketidir
hala sevgi üzerine konuşuyor olmak.
Azaltabilirsiniz de çoğaltabilirsiniz de,
sevgi hep aynı kalamaz...
Sevdiyseniz...
ki biliyorum siz de sevdiniz...
Ve bir ihtimal
hala göremediyseniz,
hala duyamadıysanız,
hala dokunamadıysanız
ve hala arıyorsanız...
Eh be 21inci yüzyıldayız uyanın artık ...
terkedin aklınızın zararlı kıyılarını...
bu yüzyılın en büyük başarısızlığı
-mış gibi yaşamaktır hayatı...

12 Haziran 2009

seninle aramızda...






















Seninle aramızda
çizilmemiş kader,
aşılmamış kilometreler …
Seninle aramızda
haritasız coğrafya,
keşfedilmemiş kıt'alar…
Seninle suçsuz suç,
Seninle kanunsuz güç,
Seninle…
Ense kökümde ümit,
baharlanacak kadar hür.
Ve bu yaşadığımız,
seninle en güzel akşam üstüdür.

Ve seninle…
yeşillenen her bakışma,
beyaza döner her martılaşma.
yirmibin fersah deniz altında
seninle en ihtişamlı vurgundur.
Seninle hayat...
müsfettesiz hazırlanma,
çölde baharlaşma,
ayrı noktalardan bir araya,
buluşma yolculuğudur.

Seninle aramız…
Göze biriken bir damla yaşta,
anlam dolu her kavuşmada,
acının ve kederin isyanında,
geceyi sabah yapan aydınlığında,
eşiksiz bir kapı aralığında,
bekleme özgürlüğüdür.

Seninle biz…
Zeytin ağaçları, üzüm bağlarıyız…
tek tohumdan filiz veren
İki zeytin dalıyız.
Yüzlerimiz…
Güllük gülistanlık.
Seninle biz…
Yağacak diye beklenen,
iki yağmur bulutuyuz...
İkindide bir kahve içimiyiz.
Seninle biz aynı kadehte demlenen,
Seninle biz rakı şişesinde güzelleşen
ve oynadıkça birbirine değen
iki balık gibiyiz…

Seninle biz…
Dağlar tepeler sapaklar,
tıngır mıngır otobüs yolculukları,
bas gaza ehliyet suçları,
uykusuz gece kaçışları,
sabah nergis kokulu kahvaltı masaları,
akşam midye dolmalı rakı sofraları...
Seninle dönülmez akşamın ufkundan
dönülmenin hazzına varılan
upuzun bir günaydınız …

Seninle aramızı yapan
şişenin dibindeki balık değil,
şişenin dibini görmeden
gözlerimizde oynayan balıktır.
Seninle bir erkek bir dişi iki kuşun,
daldaki yuvaya yanyana konuşudur.
Hayır sadece kuşlarda yoktur bu,
hayır sadece kırlar bayırlar değildir özgür.
Yollar, kader, kilometreler, sen...
pek çok şeydir şahidi seninle aramızın...
İşte bu yüzden işte...
Sadece yediğimiz içtiğimiz değil,
sevdiğimiz güldüğümüz nefes aldığımız...
seninle aynı plakta dönmektir en güzeli
hesapsız kitapsız…

18 Haziran 2009

Soylu bir deliliktir 21. yüzyılda gerçek sevgi





























Sevdiniz...
ama bir ihtimal
anlamadınız...
Sevginin kolları vardı, gözleri vardı, ağzı vardı...
Kalbi kulaklarında dinlerdi,
kalbi ellerinde dokunurdu,
kalbi gözlerinde okunurdu...
Sevgi konuşurdu.

Sevdiniz... bir ihtimal...
Gürül gürül bir nehirden karışarak denizlere,
dibinde yosun ve çamur tortusu,
dehasından arta kalanlarıyla aşkın...
Öyle ya... aşkla başlardı herşey
ve sevgiyle sürerdi ancak...
Ve deli akmadan anlaşılmazdı değeri
durgun denizlerin...
Sevginin gücüyle varılan o son durak...
Yoksa çok kolaydı doğrusu kendini kandırmak,
şöyle haktan hukuktan bir kılıf giydirmek dost sohbetlerinde,


'ben sevdim mi adam gibi severim' telkinini savurmak.



Sevdiniz biliyorum...
Ve biliyorum görüyorsunuz...
Işığa yapışan pervaneleri de,
soyunan istakozları da,
gün batımını da...
ve doğumunu dağların arkasından...
Ve sardunyaların her bahar
rengarenk açmasını,
ateşböceklerini de geceleri,
mimozaları, ıhlamur ağaçlarını...
Herşeyi gören siz...
Herşeyi duyan siz...
Bu kadar farkında iseniz...
Sözler soyunsaydınız,



sözler giyinseydiniz,


sevgiyi tutabilseydiniz.
Sevdiniz...
ama bir ihtimal
anlamadınız.
Tarihler attınız ama
hiç birini yüreğinize kazımadınız.
Sevdiniz biliyorum
bir ihtimal...
Ve o ihtimal uğruna ne hayatlar harcadınız.

Soylu bir deliliktir 21inci yüzyılda sevmek...
Paha biçilmez bir kaftandır bu sırtınıza geçirdiğiniz..
Herkes bir kere ölmeliydi doğmak için
ve öldünüz biliyorum...
Ve tüm çıplaklığınızla doğmak için yeniden...
Üstelik dirilen sadece siz de değildiniz...
Sizinle beraber ağaçlar da dirildi,
Nergisler... Martılar... Güneş... Ay...

21inci yüzyılın bereketiydi bu,
herşeyi gören gözleriniz...
Gördünüz...
hayat bir çılgınlıktı,
bir kendini arayış...
tek bir varış için bunca yarış...
bayrağı çeken yine kalbinizdi,
sevdiğiniz kadar sevilmek isterdiniz...
ve ne yazık ki ölçmesi mümkünsüz...
ama umudun suyuydu... kök verirdiniz...
Filizlenirdiniz...
Dallarınızda kuşlar şarkı söylerdi...
Soylu bir delilik 21inci yüzyılda gerçek sevgi...
Otla böcekle sarmaş dolaş olacak kadar samimi,
birine sadık kalacak kadar hür
ve söz verecek kadar cesur...

Sevdiniz bir ihtimal
ama anlamadınız...
Üzüldünüz herşeye...
Haberlere, filmlere,
sağda solda olup bitenlere,
ama en çok kendinize...
En çok kendinizi üzdünüz...
Mutsuzluk sindi ürpertinize,
soldu bakışlarınız.
Ne kadar da yorulmuştunuz...
Aslında siz hep yorgundunuz,
sesiniz yorgundu,
sarılışlarınız,
özlemleriniz ...
siz hep sevilmek istediniz
asıl yorgunluğunuz buydu.
Ölümden sonra hayat var mıydı?
merak ettiniz hep...
peki yaşarken ne yaptınız?
Sevdiniz kimbilir...
severken ne yaptınız?
herhangi bir kadın, herhangi bir erkek yaptınız aşkı...
Aşk zannettiniz karşılıksız aşklaşmaları...
Ve yorulan artık sadece siz de değildiniz üstelik.
Herkesi ve herşeyi de yordunuz kendiniz gibi.
Sevdiniz...
ama
bir ihtimal
anlamadınız.
Sevgiyi her daim kral sanan bir aslan,
sevgiyi her daim sürüngen sanan bir yılan yaptınız...

21inci yüzyılın en büyük felaketidir
hala sevgi üzerine konuşuyor olmak.
Azaltabilirsiniz de çoğaltabilirsiniz de,
sevgi hep aynı kalamaz...
Sevdiyseniz...
ki biliyorum siz de sevdiniz...
Ve bir ihtimal
hala göremediyseniz,
hala duyamadıysanız,
hala dokunamadıysanız
ve hala arıyorsanız...
Eh be 21inci yüzyıldayız uyanın artık ...
terkedin aklınızın zararlı kıyılarını...
bu yüzyılın en büyük başarısızlığı
-mış gibi yaşamaktır hayatı...

12 Haziran 2009

seninle aramızda...






















Seninle aramızda
çizilmemiş kader,
aşılmamış kilometreler …
Seninle aramızda
haritasız coğrafya,
keşfedilmemiş kıt'alar…
Seninle suçsuz suç,
Seninle kanunsuz güç,
Seninle…
Ense kökümde ümit,
baharlanacak kadar hür.
Ve bu yaşadığımız,
seninle en güzel akşam üstüdür.

Ve seninle…
yeşillenen her bakışma,
beyaza döner her martılaşma.
yirmibin fersah deniz altında
seninle en ihtişamlı vurgundur.
Seninle hayat...
müsfettesiz hazırlanma,
çölde baharlaşma,
ayrı noktalardan bir araya,
buluşma yolculuğudur.

Seninle aramız…
Göze biriken bir damla yaşta,
anlam dolu her kavuşmada,
acının ve kederin isyanında,
geceyi sabah yapan aydınlığında,
eşiksiz bir kapı aralığında,
bekleme özgürlüğüdür.

Seninle biz…
Zeytin ağaçları, üzüm bağlarıyız…
tek tohumdan filiz veren
İki zeytin dalıyız.
Yüzlerimiz…
Güllük gülistanlık.
Seninle biz…
Yağacak diye beklenen,
iki yağmur bulutuyuz...
İkindide bir kahve içimiyiz.
Seninle biz aynı kadehte demlenen,
Seninle biz rakı şişesinde güzelleşen
ve oynadıkça birbirine değen
iki balık gibiyiz…

Seninle biz…
Dağlar tepeler sapaklar,
tıngır mıngır otobüs yolculukları,
bas gaza ehliyet suçları,
uykusuz gece kaçışları,
sabah nergis kokulu kahvaltı masaları,
akşam midye dolmalı rakı sofraları...
Seninle dönülmez akşamın ufkundan
dönülmenin hazzına varılan
upuzun bir günaydınız …

Seninle aramızı yapan
şişenin dibindeki balık değil,
şişenin dibini görmeden
gözlerimizde oynayan balıktır.
Seninle bir erkek bir dişi iki kuşun,
daldaki yuvaya yanyana konuşudur.
Hayır sadece kuşlarda yoktur bu,
hayır sadece kırlar bayırlar değildir özgür.
Yollar, kader, kilometreler, sen...
pek çok şeydir şahidi seninle aramızın...
İşte bu yüzden işte...
Sadece yediğimiz içtiğimiz değil,
sevdiğimiz güldüğümüz nefes aldığımız...
seninle aynı plakta dönmektir en güzeli
hesapsız kitapsız…