önsöz

" ... siirle düşünmek! yalnızca buna inanırım. Şiirle düşünmenin karşıtı felsefe yapmaktır. Felsefe ise şiirin temeli olan imgeyi dışlar. Gene felsefe duygusallığa da karşıdır. Şu da var: uzun şiirlerimde hiçbir sorunsalı yanıtlamaya kalkışmam. Sorular sormaya, bu soruları çoğaltmaya (ama yanıtsız bırakmaya) çalışırım hep. nedeni, yazdıkça bilmediklerime, tanımadıklarıma, daha önce duyup düşünmediklerime rastlarım da ondan" EDİP CANSEVER

27 Ekim 2009

Bir söz ver, ne olursa olsun...

Kimbilir belki hiç bir zaman...
Belki de o kadar yakın..
Kim kime söz verebilmiş sonsuza dek?
Söz verenler yalancı, vermeyenler uyanık mı?
İki kaş iki göz iki kol mudur tutan insanı,
bu yüzden mi sever bir insan başka bir insanı?
Gözü üstünde kaş var diye de gitmez mi,
gitmek istediği zaman canı?..
Kimin kime olur nasihatı,
görmüyorsa sözün arkasını?
Kimbilir "dışarısı seni yakar içerisi beni"yi,
içeriden çınardır da dışarıdan kavak görünür kimileri?
Kimbilir uçurumdan kurtulmayı,
bilmiyorsa özgürce uçmayı?
Çoğula karışmamışsa, tekile alışmamışsa,
nereden bilir varlığı yokluğu?
İnsan ne zaman gider delirmeye,
nerededir ipin ucu?
Kim bilebilir yaşarken taşlaşmayı,
ve kim iddia edebilir taşın rüzgardan korkmadığını?
Kim kime tarif edebilir açlığı,
açlığı ekmeğe midir kimbilir vicdana mı?
Niye taraf olunur bir savaşta,
güç müdür yoksa inanç mıdır sürükleyen insanı?
Ne uğruna ölür insan?
Ne uğruna yaşar?
Ne için sever?
Ne için kaçar?
Deliğinden de zıvanadan da çıkaran bir yılanı,
bir sözün sonsuza dek sürme ihtimali olamaz mı?
Kimbilir...
Umuda zaman gerek
ya da
şimdi tam zamanı...


27.10.2009 AÇIKGAZETE'de yayınlanmıştır.

14 Ekim 2009

Tentürdiyot


Müthiş bitişler ve başlangıçlar için...
Her başlangıçta bitişi de göze alabilmen için...
Yaşama sevincinin kan kaybetme riskine karşılık,
Yürüyen kıymıklar yüreğine saplanıp hançerleşmesin...
Bir gün...
Küf kokulu çekmelecelerden ve rutubetli tavan aralarında kendini ararsan eğer...
Kahverengi şişeyi görüp şaşırma sakın...
İçindeki çocuğu bunca zaman onunla bastırdığın için...
Yıpranmamış anıların canlanması için...
Soğumaya bırakılan kelimelerin konuşması için...
Kabuk bağlayan yaraların iyileşmesi için... 
Sür... 

Bir gün...
Şarkılar teğet geçmiş...
Kuşların bile uçması değişmiş,
Aşinalık kaybolmuş,
dilin susmaktan yorulmuş,
gelenler gitmiş, kalanlar yabancılaşmış,
duygular kiralık, ruhlar satılık olmuşsa birden...
Ve şaşırmanın artık lüks olduğu yaşlarda,
sen bile şaşırmadığına şaşırıyorken... 
Sür... 

Bir gün...
Bir de bakacaksın bir dalda pek çok filiz,
gel gör ki meyveden vaz geçeceksin bir tek ışık için...
Dilinin döndüğü yerde aşkı ehlileştirmek için...
İyi ki varsın diyebilmek,
Seni seviyorum'u duyabilmek için...
Süreceksen bunun için süreceksin.
Bir umut...
İyileşirsen allah kerim,
iyileşmezsen benden bilirsin...

Ve O gün...
Benden bir ses çıkmıyorsa eğer...
Bil ki öldüğüm için...
İşte o zaman sür be o zaman sür asıl...
başkasından medet ummamak için.

Ölmesem bırakır mıyım seni iki gramlık koyu tentürdiyota... 
Sür... 


13.10.2009 AÇIKGAZETE'de yayınlanmıştır.

27 Ekim 2009

Bir söz ver, ne olursa olsun...

Kimbilir belki hiç bir zaman...
Belki de o kadar yakın..
Kim kime söz verebilmiş sonsuza dek?
Söz verenler yalancı, vermeyenler uyanık mı?
İki kaş iki göz iki kol mudur tutan insanı,
bu yüzden mi sever bir insan başka bir insanı?
Gözü üstünde kaş var diye de gitmez mi,
gitmek istediği zaman canı?..
Kimin kime olur nasihatı,
görmüyorsa sözün arkasını?
Kimbilir "dışarısı seni yakar içerisi beni"yi,
içeriden çınardır da dışarıdan kavak görünür kimileri?
Kimbilir uçurumdan kurtulmayı,
bilmiyorsa özgürce uçmayı?
Çoğula karışmamışsa, tekile alışmamışsa,
nereden bilir varlığı yokluğu?
İnsan ne zaman gider delirmeye,
nerededir ipin ucu?
Kim bilebilir yaşarken taşlaşmayı,
ve kim iddia edebilir taşın rüzgardan korkmadığını?
Kim kime tarif edebilir açlığı,
açlığı ekmeğe midir kimbilir vicdana mı?
Niye taraf olunur bir savaşta,
güç müdür yoksa inanç mıdır sürükleyen insanı?
Ne uğruna ölür insan?
Ne uğruna yaşar?
Ne için sever?
Ne için kaçar?
Deliğinden de zıvanadan da çıkaran bir yılanı,
bir sözün sonsuza dek sürme ihtimali olamaz mı?
Kimbilir...
Umuda zaman gerek
ya da
şimdi tam zamanı...


27.10.2009 AÇIKGAZETE'de yayınlanmıştır.

14 Ekim 2009

Tentürdiyot


Müthiş bitişler ve başlangıçlar için...
Her başlangıçta bitişi de göze alabilmen için...
Yaşama sevincinin kan kaybetme riskine karşılık,
Yürüyen kıymıklar yüreğine saplanıp hançerleşmesin...
Bir gün...
Küf kokulu çekmelecelerden ve rutubetli tavan aralarında kendini ararsan eğer...
Kahverengi şişeyi görüp şaşırma sakın...
İçindeki çocuğu bunca zaman onunla bastırdığın için...
Yıpranmamış anıların canlanması için...
Soğumaya bırakılan kelimelerin konuşması için...
Kabuk bağlayan yaraların iyileşmesi için... 
Sür... 

Bir gün...
Şarkılar teğet geçmiş...
Kuşların bile uçması değişmiş,
Aşinalık kaybolmuş,
dilin susmaktan yorulmuş,
gelenler gitmiş, kalanlar yabancılaşmış,
duygular kiralık, ruhlar satılık olmuşsa birden...
Ve şaşırmanın artık lüks olduğu yaşlarda,
sen bile şaşırmadığına şaşırıyorken... 
Sür... 

Bir gün...
Bir de bakacaksın bir dalda pek çok filiz,
gel gör ki meyveden vaz geçeceksin bir tek ışık için...
Dilinin döndüğü yerde aşkı ehlileştirmek için...
İyi ki varsın diyebilmek,
Seni seviyorum'u duyabilmek için...
Süreceksen bunun için süreceksin.
Bir umut...
İyileşirsen allah kerim,
iyileşmezsen benden bilirsin...

Ve O gün...
Benden bir ses çıkmıyorsa eğer...
Bil ki öldüğüm için...
İşte o zaman sür be o zaman sür asıl...
başkasından medet ummamak için.

Ölmesem bırakır mıyım seni iki gramlık koyu tentürdiyota... 
Sür... 


13.10.2009 AÇIKGAZETE'de yayınlanmıştır.