önsöz

" ... siirle düşünmek! yalnızca buna inanırım. Şiirle düşünmenin karşıtı felsefe yapmaktır. Felsefe ise şiirin temeli olan imgeyi dışlar. Gene felsefe duygusallığa da karşıdır. Şu da var: uzun şiirlerimde hiçbir sorunsalı yanıtlamaya kalkışmam. Sorular sormaya, bu soruları çoğaltmaya (ama yanıtsız bırakmaya) çalışırım hep. nedeni, yazdıkça bilmediklerime, tanımadıklarıma, daha önce duyup düşünmediklerime rastlarım da ondan" EDİP CANSEVER

3 Kasım 2009

Buharlı tren


Buharlı tren görmedim hiç...
Belli ki tedavülden kalkmış metaryallerin hissi bir iz düşümü yok yüreğimde...
İnsan bilmediği şeyi özler mi?..
Özlemek için birini, bir şeyi ya da bir şehri...
Onunla güzel anılar biriktirmek gerekmez mi?
Bazen sahip olunası şeyler gerekmez mi insana?
Bazen kendini birşeye ait hissetmek istemez mi insan?

Buharlı tren görmedim hiç...
İyi bir şeylerin icadı o da kendi zamanı içinde... Meleklerin olabilir...
Melekleri de görmedim hiç... ama melekleri özlüyorum çok...
Bir meleğin yardımına şiddetle ihtiyaç duyduğum zamanlar oluyor, buharlı trene olmuyor.
Birinin var olma umudu, diğerinin gözünün önünde olma gerçeğinden daha inandırıcı bazen...

Gerçek sevgiden mi bahsediyoruz?... Buharlı trenler geldi aklıma nedense...
Konu sevgi olunca konuştuklarımız hep konuşamadıklarımız birazda...
Sevgiden korkar bir tavrımız, sevgiye susar bir halimiz var...
Kolunu kıpırdatmadan kahraman olmayı bekleyenler var.
Neden hiç kimse sevgisini sahiplenmiyor?
Sevgimizi birbirimize pazarlamak gibi bir derdimiz mi var?
Neden mide ülserleriyle ve kırk yaş ergenleriyle doldu ortalık?
Niye sevgiliye sahip çıkmakla sevgiye sahip çıkmak birbirine karıştırılıyor?
Sevginin de bir evrimi sevginin de bir revizyonu yok mu?..
Hala aşka hastalık sıfatını yakıştıran bu çoğunluk,
neden aynı zamanda hasta olabilmek için de bu kadar can atıyor ?
Neyseki çeki düzen verilmiş bir bilincim var,
sevginin değil asıl sevgisizliğin tonla ilaca sebebiyet verdiğinin farkındayım.
Beni sevsin diye buharlı trenden bir beklentim olmadı, olmayacak...
onun da benden olmamıştır...

Buharlı trenleri görmedim, özlemiyorum da...
Bilmiyorum çünkü yokluğu ne menem birşey...
Ama bir dostun yokluğunu biliyorum...
Sıcak bir merhabanın...
Edip Cansever şiirlerinin...
Edip Cansever'i tanısaydım onu da özlerdim...
Sevdiğim şeylerin yokluğu dokunuyor.
Sevmediğim şeyleri aklımda tutup belleğimi boşuna meşgul etmiyorum...
Bir de işte bilmediklerim var...
yani aslında var ama ben yoksunluğunu hiç hissetmediğim için özleyip özlemediğimi de bilmiyorum...
yine de onları yok saymıyorum...
Bir gün bir buharlı trenle tanışırsam... belki onu da özlerim...
O sebeple kesin konuşmak istemiyorum.
Netice de buharlı trenin bana bir ayıbı olmadı şimdiye kadar...

Gerçek sevgiden mi bahsediyoruz?... Buharlı trenler geldi aklıma nedense...
Sevginin tedavülden kalkmamış, ebediyet vaad eden bir iz düşümü olsun isterim yüreğimde..
O zaman şahane sahip çıkarım...

Buharlı tren hiç görmedim... Belki bir kere resmini görmüşümdür bir kitaptan... sadece o...



16.09.2009 'da AÇIKGAZETE'de yayınlanmıştır.

3 Kasım 2009

Buharlı tren


Buharlı tren görmedim hiç...
Belli ki tedavülden kalkmış metaryallerin hissi bir iz düşümü yok yüreğimde...
İnsan bilmediği şeyi özler mi?..
Özlemek için birini, bir şeyi ya da bir şehri...
Onunla güzel anılar biriktirmek gerekmez mi?
Bazen sahip olunası şeyler gerekmez mi insana?
Bazen kendini birşeye ait hissetmek istemez mi insan?

Buharlı tren görmedim hiç...
İyi bir şeylerin icadı o da kendi zamanı içinde... Meleklerin olabilir...
Melekleri de görmedim hiç... ama melekleri özlüyorum çok...
Bir meleğin yardımına şiddetle ihtiyaç duyduğum zamanlar oluyor, buharlı trene olmuyor.
Birinin var olma umudu, diğerinin gözünün önünde olma gerçeğinden daha inandırıcı bazen...

Gerçek sevgiden mi bahsediyoruz?... Buharlı trenler geldi aklıma nedense...
Konu sevgi olunca konuştuklarımız hep konuşamadıklarımız birazda...
Sevgiden korkar bir tavrımız, sevgiye susar bir halimiz var...
Kolunu kıpırdatmadan kahraman olmayı bekleyenler var.
Neden hiç kimse sevgisini sahiplenmiyor?
Sevgimizi birbirimize pazarlamak gibi bir derdimiz mi var?
Neden mide ülserleriyle ve kırk yaş ergenleriyle doldu ortalık?
Niye sevgiliye sahip çıkmakla sevgiye sahip çıkmak birbirine karıştırılıyor?
Sevginin de bir evrimi sevginin de bir revizyonu yok mu?..
Hala aşka hastalık sıfatını yakıştıran bu çoğunluk,
neden aynı zamanda hasta olabilmek için de bu kadar can atıyor ?
Neyseki çeki düzen verilmiş bir bilincim var,
sevginin değil asıl sevgisizliğin tonla ilaca sebebiyet verdiğinin farkındayım.
Beni sevsin diye buharlı trenden bir beklentim olmadı, olmayacak...
onun da benden olmamıştır...

Buharlı trenleri görmedim, özlemiyorum da...
Bilmiyorum çünkü yokluğu ne menem birşey...
Ama bir dostun yokluğunu biliyorum...
Sıcak bir merhabanın...
Edip Cansever şiirlerinin...
Edip Cansever'i tanısaydım onu da özlerdim...
Sevdiğim şeylerin yokluğu dokunuyor.
Sevmediğim şeyleri aklımda tutup belleğimi boşuna meşgul etmiyorum...
Bir de işte bilmediklerim var...
yani aslında var ama ben yoksunluğunu hiç hissetmediğim için özleyip özlemediğimi de bilmiyorum...
yine de onları yok saymıyorum...
Bir gün bir buharlı trenle tanışırsam... belki onu da özlerim...
O sebeple kesin konuşmak istemiyorum.
Netice de buharlı trenin bana bir ayıbı olmadı şimdiye kadar...

Gerçek sevgiden mi bahsediyoruz?... Buharlı trenler geldi aklıma nedense...
Sevginin tedavülden kalkmamış, ebediyet vaad eden bir iz düşümü olsun isterim yüreğimde..
O zaman şahane sahip çıkarım...

Buharlı tren hiç görmedim... Belki bir kere resmini görmüşümdür bir kitaptan... sadece o...



16.09.2009 'da AÇIKGAZETE'de yayınlanmıştır.