önsöz

" ... siirle düşünmek! yalnızca buna inanırım. Şiirle düşünmenin karşıtı felsefe yapmaktır. Felsefe ise şiirin temeli olan imgeyi dışlar. Gene felsefe duygusallığa da karşıdır. Şu da var: uzun şiirlerimde hiçbir sorunsalı yanıtlamaya kalkışmam. Sorular sormaya, bu soruları çoğaltmaya (ama yanıtsız bırakmaya) çalışırım hep. nedeni, yazdıkça bilmediklerime, tanımadıklarıma, daha önce duyup düşünmediklerime rastlarım da ondan" EDİP CANSEVER

20 Ağustos 2009

Bilmen lazım...



Bilmen lâzım, kaşını gözünü itinayla boyamayı...

İsminin hakkını verip ayakta durmayı...

Göle maya çalacak kadar muzip

ama tutmayacağını bilecek kadar da aklını kullanmayı...

Bilmen lâzım, hedefini doğru seçip ıskalamamayı...

Ve koruman gerektiğini soyadının itibarını...

Yoksa köy yollarında Ferrari kullanmaya benzer hayat,

baştan eğreti çizdiysen kalbinin güzergahını.

Büyümek birden bire bastıran yağmur gibi

hazırlıksız yakalayıverir insanı.

Önemini yitirir bir yerden sonra durduğun konumun

enlemselliği, boylamsallığı.

O saatten sonra git bir sahil köyünde balıkçı ol istersen,

soyamadıktan sonra neye yarar, yüregine kazınan pişmanlıkları?

Öğrenmen lâzım, nasıl anlatır bir insan karşındakine meramını?

Duygularına gem vurduğunda, daha mı derin yaralar aşk?

Ay’a gitmek mümkün, ya peki orada yaşama olasılığı?

Değer verdiğin sürece herşey anlamlı,

kurşun döktürmekle geri gelmiyor yaşama sabrı...

Hayat bazen sıradan bir sandöviçin içindeki

küçücük turşu parçasının sirkesinde saklı...

Bilmen lâzım canım yaşamayı bilmen lâzım...

Yoksa insan olmanın kalmıyor bir anlamı.

20 Ağustos 2009

Bilmen lazım...



Bilmen lâzım, kaşını gözünü itinayla boyamayı...

İsminin hakkını verip ayakta durmayı...

Göle maya çalacak kadar muzip

ama tutmayacağını bilecek kadar da aklını kullanmayı...

Bilmen lâzım, hedefini doğru seçip ıskalamamayı...

Ve koruman gerektiğini soyadının itibarını...

Yoksa köy yollarında Ferrari kullanmaya benzer hayat,

baştan eğreti çizdiysen kalbinin güzergahını.

Büyümek birden bire bastıran yağmur gibi

hazırlıksız yakalayıverir insanı.

Önemini yitirir bir yerden sonra durduğun konumun

enlemselliği, boylamsallığı.

O saatten sonra git bir sahil köyünde balıkçı ol istersen,

soyamadıktan sonra neye yarar, yüregine kazınan pişmanlıkları?

Öğrenmen lâzım, nasıl anlatır bir insan karşındakine meramını?

Duygularına gem vurduğunda, daha mı derin yaralar aşk?

Ay’a gitmek mümkün, ya peki orada yaşama olasılığı?

Değer verdiğin sürece herşey anlamlı,

kurşun döktürmekle geri gelmiyor yaşama sabrı...

Hayat bazen sıradan bir sandöviçin içindeki

küçücük turşu parçasının sirkesinde saklı...

Bilmen lâzım canım yaşamayı bilmen lâzım...

Yoksa insan olmanın kalmıyor bir anlamı.