önsöz

" ... siirle düşünmek! yalnızca buna inanırım. Şiirle düşünmenin karşıtı felsefe yapmaktır. Felsefe ise şiirin temeli olan imgeyi dışlar. Gene felsefe duygusallığa da karşıdır. Şu da var: uzun şiirlerimde hiçbir sorunsalı yanıtlamaya kalkışmam. Sorular sormaya, bu soruları çoğaltmaya (ama yanıtsız bırakmaya) çalışırım hep. nedeni, yazdıkça bilmediklerime, tanımadıklarıma, daha önce duyup düşünmediklerime rastlarım da ondan" EDİP CANSEVER

30 Nisan 2010

sis tarlası...

Göz bebeklerinin küçüldüğü yerde
sanki bir kapı,
arkasında bahar…
açıyorum…

Aralık unutulmuş pencere,
dar odaya sızan ışık…
üşüyorum…

Pulsuz bir mektup,
adsız bir şiir…
yazıyorum.

Belki de bir ‘her neyse’
gözbebeklerinde…
Çekip alıyorum.

Güneş saklanmış bulutların arasına,
deniz çekiliyor buzlu bardağa,
senli benli rakılanıyorum…

İçimde bir kabulleniş,
sislerin arasında bir gülümseyiş,
hayra yorulmuş düşler
biriktiriyorum.

Uzun bir tünelden geçiyor zaman,
birazdan gün doğacak...
uyku sersemliğiyle
kolumu atıyorum…
Sen varsın.


19 Nisan 2010

Ay'da kader var mıdır?








Ay; ışıklı bir balık gibi açmıştı yüzgeçlerini gökyüzüne…

Bilmem hangi masal kahramanı sızdı fikrime o gece…

Anlamış mıydım?

Hayır…

Görünmez bir perde iniyordu gözlerime….

Bir gece…hani içinden bulut geçen gecelerden biri…

Hani hayat tekrara düşer ya sen debelendikçe,

Ağzında birikir kelimeler,

Bağır bağır kendini sağır edersin ya…

O gün…

sarılıp kağıda kaleme,

yürü dedim kadere…

Kader yürür mü sen yürümedikçe?

ve şimdide değilse kader,

ya nerededir?

İşte öyle bir geceydi.

Mağrur incelikler birikmişti kirpiklerime.

Akamayan su fırtınası dün…

Yalnızlığa sebep aranır mı,

ona bağırmak ona ağlamak kadar kolaydır…

Yağmurlu bir bahar akşamı,

ay ışısın diye debeleniyordum …

‘Çünkü’lerin arasından seçebildiğim

belki bir ışık…

İşte o gece…

Ay tutulmuştu yüzünde…

su çekilmişti zehrinden,

işte o yüzden,

ben…

seni görebildim…


Ay’da kader var mıdır?


Camdan baksak görebilir miydik?

baktık…

Aslolanla asla takılı kalmak arasında ne fark vardır?

İnsan göremediğine yoktur diyebilir mi?

Ya varsa?

Kader mesela…

Bir tek Ay’daysa?

Ay yüzyıllar önce sönmüş bir Dünya’ysa…

Ve Dünya dediğimiz şey,

İlk başta bir Ay’sa…

Neye isim verip tanımlıyorsak,

O bizimdir sanıyoruz…

ki öyle…

Şu ayaksız abajur misal…

Gözlerin geçmiş bir kere içinden,

unutur muyum?…

Seninle bir abajur hatıramız bile olmadı oysa…

Ama ya kader dedikleri tam da buysa?

Hani herşeyi bir anda anlatmak istersin de…

hiç birşey anlatamazsın ya…

Öyle karışır herşey birbirine…

Hayır abajur geçmedi aramızdan,

hem niye geçsin canım?


Ay’da kader var mıdır?

Bence vardır…

Çünkü Ay…

Işık tutar sihrine,

gözlerinde pırıl pırıl…

Ve çünkü Ay…

Su çeker zehrinden

sen ağlama diye…

Ay’da kader,

Sen de hayat,

…Vardır.



19.04.2010 AÇIKGAZETE'de yayınlanmıştır.

30 Nisan 2010

sis tarlası...

Göz bebeklerinin küçüldüğü yerde
sanki bir kapı,
arkasında bahar…
açıyorum…

Aralık unutulmuş pencere,
dar odaya sızan ışık…
üşüyorum…

Pulsuz bir mektup,
adsız bir şiir…
yazıyorum.

Belki de bir ‘her neyse’
gözbebeklerinde…
Çekip alıyorum.

Güneş saklanmış bulutların arasına,
deniz çekiliyor buzlu bardağa,
senli benli rakılanıyorum…

İçimde bir kabulleniş,
sislerin arasında bir gülümseyiş,
hayra yorulmuş düşler
biriktiriyorum.

Uzun bir tünelden geçiyor zaman,
birazdan gün doğacak...
uyku sersemliğiyle
kolumu atıyorum…
Sen varsın.


19 Nisan 2010

Ay'da kader var mıdır?








Ay; ışıklı bir balık gibi açmıştı yüzgeçlerini gökyüzüne…

Bilmem hangi masal kahramanı sızdı fikrime o gece…

Anlamış mıydım?

Hayır…

Görünmez bir perde iniyordu gözlerime….

Bir gece…hani içinden bulut geçen gecelerden biri…

Hani hayat tekrara düşer ya sen debelendikçe,

Ağzında birikir kelimeler,

Bağır bağır kendini sağır edersin ya…

O gün…

sarılıp kağıda kaleme,

yürü dedim kadere…

Kader yürür mü sen yürümedikçe?

ve şimdide değilse kader,

ya nerededir?

İşte öyle bir geceydi.

Mağrur incelikler birikmişti kirpiklerime.

Akamayan su fırtınası dün…

Yalnızlığa sebep aranır mı,

ona bağırmak ona ağlamak kadar kolaydır…

Yağmurlu bir bahar akşamı,

ay ışısın diye debeleniyordum …

‘Çünkü’lerin arasından seçebildiğim

belki bir ışık…

İşte o gece…

Ay tutulmuştu yüzünde…

su çekilmişti zehrinden,

işte o yüzden,

ben…

seni görebildim…


Ay’da kader var mıdır?


Camdan baksak görebilir miydik?

baktık…

Aslolanla asla takılı kalmak arasında ne fark vardır?

İnsan göremediğine yoktur diyebilir mi?

Ya varsa?

Kader mesela…

Bir tek Ay’daysa?

Ay yüzyıllar önce sönmüş bir Dünya’ysa…

Ve Dünya dediğimiz şey,

İlk başta bir Ay’sa…

Neye isim verip tanımlıyorsak,

O bizimdir sanıyoruz…

ki öyle…

Şu ayaksız abajur misal…

Gözlerin geçmiş bir kere içinden,

unutur muyum?…

Seninle bir abajur hatıramız bile olmadı oysa…

Ama ya kader dedikleri tam da buysa?

Hani herşeyi bir anda anlatmak istersin de…

hiç birşey anlatamazsın ya…

Öyle karışır herşey birbirine…

Hayır abajur geçmedi aramızdan,

hem niye geçsin canım?


Ay’da kader var mıdır?

Bence vardır…

Çünkü Ay…

Işık tutar sihrine,

gözlerinde pırıl pırıl…

Ve çünkü Ay…

Su çeker zehrinden

sen ağlama diye…

Ay’da kader,

Sen de hayat,

…Vardır.



19.04.2010 AÇIKGAZETE'de yayınlanmıştır.